Kuran nedir?

Müslüman dininin kutsal kitabıdır. Arapça'da «yazıyla tespit edilmiş vahiylerin bütünü» anlamına gelir.

Kur'an, ilk ayetinin Hz. Peygamber'e vahyi, 610 yılından, Hz. Peygamber'in ölümüne, yani 632 yılına kadar, parça parça vahiy ve nazil oldu. Kur'an «Kelamu'llaah» (Allah sözü) dür. Hz. Peygamber bir elçidir. Ayetler, taklidine imkan olmayan ve olmamış mükemmellikte bir Arapça ile nazil olmuştur.

Bunlardan «Mekki» ler, Mekke'de, «Medeni» ler Hicret'ten (622) sonra Medine'de inmiş olanlardır. Mekki'ler, Islam dininin ruhundan, Medeniler de İslam toplumunun, devletinin düzeninden, kanunlarından söz eder. Hz. Muhammed vahyolunan ayetleri hafızasında saklar, etrafındakiler dinleyerek ezberlerlerdi. Kur'an'ı derleyen Hz. Osman'dır. Hz. Osman'ın halifeliği yıllarında ayetler bir araya getirilerek 114 «sure» şeklinde toplandı. Her sureye konusuna göre bir ad verildi.

Kur'an'ın İlk ayetinin İndiği geceye «Kadir Gecesi» denir. Ramazan'ın 27. gecesidir. İslam dinin en kutsal gecesi sayılır. Kur'an'ı baştan sona ezberleyenlere «hafız», Kur'an'ı okuma İlmine ise «tecvid» denir. Tefsirini (yorumunu) bilenler de din bilginlerinden sayılır. Kur'an, dünyada en çok basımı yapılan, en küçük dillere, diyalektlere çevrilen, okunan kitaplardan biridir. Türkçe'yi de eski ve yeni harflerle çevrilmiştir.

Kur’an-ı Hakim, alemlerin Rabbi olan Allah’ın kelamıdır. O’nun yüce muradını beyan eder. O’nu tanıtır, O’na sevkeder. O’nu sevdirir, O’nu zikrettirir. O, bir ucu Rabbimizde bir ucu bizde bulunan, iman ve amel edene dünyada şeref, ahirette saadet sebebi olan nurlu, kutlu, tatlı bir kitaptır. Onu inkar ve ihmal eden için bir hasret ve pişmanlıktır. Kur’an-ı Hakim, meleklerin reisi Cebrail Aleyhisselam vasıtası ile bütün varlığın efendisi Hz. Muhammed (A.S.) Efendimiz’e indirilmiş, kendisiyle Yüce Mevla’ya ibadet yapılan şerefli bir kitaptır.

Kur’an-ı Hakim, bir hidayet kitabıdır. Kullara tevhidi gösterir, sadece eşi ve benzeri olmayan Yüce Yaratıcıya kulluk ettirir. Kalpten şirki temizler, kula şükrü öğretir. O bir zikir kitabıdır, okuyana Allah’ı zikrettirir. Her harfine en az on sevap verilir. Onu kıraat edene, dinleyene, sevene, hürmetle yüzüne gözüne sürene rahmet edilir. Kur’an bir fikir kitabıdır, her yönüyle insanı ve varlığı fikrettirir. Gaybdan bilgi verir, insanın müşkülünü giderir. Geçmiş milletlerin hallerinden, gelecekteki nimet ve tehlikelerden bahseder. İnsanı düşündürür, ümitlendirir, korkutur. Dostunu güldürür, düşmanını ağlatır.

Kur’an kendini nasıl anlatıyor?

Allahu Teala, yüce kitabını iman edenlerin kalbine bir şifa olarak indirmiştir (İsra/82). Kur’an’ı Hakim, öyle yüksek ilim, hikmet, edeb ve ölçüler içerir ki, onları içine sindiren her kalp şifa ve safa bulur. Onu inkar veya ihmal edenlerin ise kalbi kurur. Kalbi kuruyan insan manen ölür. Bu durumda alem için onun yokluğu varlığından daha hayırlı olur. Yüce Rabbimiz’in beyanı ile Kur’an-ı Hakim, kalbi ve kainatı aydınlatan, insanlığı karanlıklardan nura ve aydınlığa çıkaran bir kitaptır (İbrahim/1). O, dengesini kaybeden insanlığa denge verir (Hadid/25); insanı şereflendirir (Enbiya/10).

kuran

Kur’an-ı Hakim, kendisine inanmayana fayda vermez. (İsra/82). Kalbini Rabbine açıp teslim olmayana güzelliğini göstermez. (A’raf/46). Candan kulak vermeyene hiç bir şey ifade etmez (Kaf/37). O sevmeden bilinmez, bilmeden sevilmez bir edeb hazinesidir. Şerefli kalbine indirilen bu nurlu kitabı, Hz. Rasulullah (A.S.) Efendimiz şöyle tanıtmıştır: “Dikkat edin, önünüze bir çok fitneler çıkacaktır. Onlardan kurulmak için tek çare Kur’an’dır.

Onda sizden öncekilerin halleri, sizden sonrakilerin haberleri mevcuttur. Aranızda çıkacak müşküllerin hükmü ondadır. O, adaletle hüküm verip meseleyi çözer, bitirir. Kur’an bir oyun ve eğlence değildir. Onun hükmünü terkeden zalimin Allah belini kırar. Onun dışında doğru yolu arayanı Allah sapıtır. O, Allah’ın kopmayan sağlam ipidir. O, en güzel zikir ve öğüt kitabıdır. O, dosdoğru bir yoldur. Onu insanların hevası eğriltemez. Diller onu okumakla eskitemez.

Alimler ona doyup ilim ve hikmetlerini bitiremez. O, çok okumaktan dolayı eskimez, tadını ve değerini yitirmez. Onun incelikleri bitmez. O herkesi doğru yola ulaştırır. Onunla konuşan doğru söyler. Onunla amel eden sevap alır. Onunla hüküm veren adil olur. Onu çağıran doğru yola çağırmış olur.” (Tirmizi)

Sırları açan kitap

Kur’an-ı Hakim, insanlığı filozofların hezeyanlarından, kıssacıların yalanlarından, şeytanların tuzaklarından kurtaran bir kitaptır. Aklına, aklını bile tarif ettiremeyen filozof, insanlığın önüne çıkıp akıl ötesi şeyleri tarife kalkınca aklı şaşırdı, zihni karıştı, gözü karardı ve mecburen bocaladı. Bir şey üreteyim derken, çok şeyini tüketti. Müşkülü çözeyim derken kördüğüm etti. Eğer Kur’an-ı Hakim imdadımıza yetişip akılla bilinmez, gözle görülmez bu hakikatların üzerindeki perdeyi bir derece kaldırmasaydı, insanlık kıyamete kadar şaşkınlık içinde kalırdı.

Yine Kur’an-ı Hakim, varlığın ilk halinden ve kainatın var edilip şekillenmesinden bir haber vermesiydi, insanoğlu bu sırrı nasıl çözerdi? Gökleri direksiz yükselten, dünya semasını yıldızlarla süsleyen ve hepsine bir yörünge içinde denge veren Yüce Yaratıcı’nın Kelamı önümüzde ışık olmasaydı, aklımız ve hayalimiz o alemlerde nasıl gezerdi? ‘Biz yokken bütün bunları var eden, onları aynı anda sevk ve idare eden kimdir’ sorusuna akıl ne cevap verirdi?

Kur’an-ı Hakim, insanoğlunun “ben kimim, nereden geliyorum, nereye gidiyorum?” sorularına en güzel cevabı veren, onun meçhule gidiş korkularını dindiren, hayatı sevdiren, ümit veren, ölümü yeni bir doğum gösteren, önündeki Cehennem’den çekindiren ve ebedi saadet yurdu Cennet’e davet eden bir kitaptır. Kur’an-ı Hakim, kainata indirilen en büyük, en ağır ve en şerefli emanettir.

Cenab-ı Hak: “Eğer biz bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, hiç şüphesiz onu Allah’ın korkusundan paramparça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.” (Haşr/21) buyurmuştur. O emaneti taşıyan kalp ne güzel bir kalptir. Onun hizmetini gören kimse, ne güzel bir kuldur. Bu emanete sırt çevirenler, kendilerine ve kainatın nimetlerine yazık ediyorlar. Kur’an-ı Hakim inişiyle, gelişiyle, hükmüyle, edebiyle, belagatındaki terkibi, fesahatındaki tadıyla, okunması ve ezberlenmesiyle eşi benzeri olmayan mucize bir kitaptır.

Kur'an-ı Kerim'in ihtiva ettiği hakikatler

Kur'an-ı Kerim, insanlara itikad, ibadet, ahlak, içtimaiyat, iktisad, siyaset, tarih, hukuk, insan, kainat ve kainat ötesi gibi birçok hakikatlerden bahsetmiştir. Kur'an'ın bahsettiği bu hakikatlarin en önemlilerini şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Kur'an bütün insanları Allah'ın varlığına, birliğine imana, yani, tevhid inancına davet eder. Zihinlerde Allah'ın kudret ve azametini tespit edip yerleştirir.

2. İnsanları putperestlik ve şirkten şiddetle men'eder. Yalnız ve yalnız, tek olan Allah'a ibadet etmeye ve O'na hiçbir şey'i şerik koşmamaya davet eder.

3. Kur'an insanları ilme, irfana, tefekküre çağırır. İnsanları gaflet içinde şuursuzca yaşamaktan men'eder.

Allah'ın kudret ve hikmetine dikkat etmelerini, kainata ve hadiselere ibret gözüyle bakmalarını ister.

4. İnsanlara gönderilmiş bazı peygamberler ve onların ümmetlerini irşad ve tebliğ tarzları hakkında bilgi verir. Geçmiş ümmetlerin hallerinden ders almamızı söyler.

5. İnsanların nefislerine esir olmamalarını, dünyayı ahirete tercih etmemelerini, dünyada her an imtihan içinde olduklarını unutmamalarını bildirir.

6. Müslümanların dinlerinde sebat etmelerini, daima hakka tabi olup hakkı savunmalarını, düşmanları karşısında kuvvetli olmalarını tavsiye eder.

7. İçtimai, iktisadi ve siyasi hayatta takip edilmesi gereken temel esasları ve saadet düsturlarını haber verir.

8. İnsanlar arasında adalet, istikamet, tevazu', sevgi ve şefkat, ihsan, afv, edeb ve eşitlik gibi ahlaki değerleri tavsiye eder. İnsanları zulümden, hıyanetten, kibirden, cimrilikten, intikam duygularından, katı yüreklilikten, fuhşiyattan, haramdan men'eder.

9. Allah'ın kainata koymuş olduğu kanunların değişmeyeceğini, muvaffakıyet için bu kanunlara riayet etmenin lüzumunu anlatır. İnsana kendi gayret ve çalışmasından başka hiçbir şey'in fayda vermiyeceğini bildirir.

10. İslam'a uyanların Cennete, uymayanların ise Cehenneme gireceğini bildirir. Bu dünyanın, ahiretteki ebedi Cenneti ve saadeti kazandıracak bir imtihan meydanı olduğunu haber verir

Kur'an'ın toplanması

Ashab-ı Kiram (peygamberin değerli arkadaşları anlamında Arapça bir tamlama), Muhammed'in sağlığında Kur'an'ı yazmamıştır. Muhammed'in öldüğü sırada 100 bin küsür arkadaşları içinde okuma-yazma bilenlerin sayısı yalnızca 33 kişi idi, okuma-yazma oranı 10 binde 4 idi. Hafızların sayısı ise yaklaşık 20 idi. Kur'an-ı Kerim, Hz.Muhammed peygamberin devrinde bizzat vahiy meleği ve nebinin birbirlerine karşılıklı okumaları ve de sahabilerin ezberlemesiyle korunmuştur.

Ancak Peygamber'in sağlığı müddetince devam eden vahyin bütün bir kitapta toplanmasına imkan yoktu. Çünkü vahyin Peygamberin ölümüne kadar devam ettiği bilinmektedir. Peygamber'in vefatından iki gün öncesine kadar devam eden vahiy Onun vefatıyla son buldu. Böylece Kur'an inen son ayetle tamamlanmış oldu. Kur'an sureleri bazen bir bütün olarak bazen de bölümler halinde indirildi. Bazı sureleri Mekke'de inmesi dolayısıyla "Mekki", bazıları Medine'de indirildiklerinden "Medeni" diye nitelendirilmiş ve 22 yılda tamamlanmıştır.

Peygamber'in vefatını takip eden Yemame savaşlarında 70 kadar hafız (kurra)'ın şehid düşmesi müslümanları telaşa düşürmüştü. Ashabdan Ömer de hafızların toplanması için dönemin halifesi Ebu Bekir'e başvurarak konunun görüşülmesini istemişti. Bunun üzerine Ebu Bekr, Zeyd İbn Sabit başkanlığında toplanan Abdullah b. Zübeyr, Sa'd b. Ebi Vakkas, Abdurrahman b. Haris b. Hişam'ın da bulunduğu büyük bir komisyon tarafından Kur'an sahifeleri bir araya getirildiği iddia edilir. Bu Mushaf önceleri, Muhammed'in eşlerinden Ayşe'nin evinde muhafaza edilmiştir.

Ayşe Sıffın Savaşı'nda bu mushafı Amir bin El-As'a vermiş, o da savaşta bunu mızraklar ucuna takarak heder etmiştir. Üçüncü halife Osman zamanında hafız ve vahiy başkatibi olan Yemen'li Arap olmayan Zeyd bin Sabit, elinde yazılı Kur'an metni olan herkesin bu metinleri getirmesini ve getirirken de ellerindeki metinlerin bizzat Muhammed'den yazıldığına dair iki güvenilir şahid gösterilmesi istendi. Osman toplanan bu kurula "Zeyd ile imlada anlaşamazsanız, Kureyş'e göre yazın" emrini verdi, bu yüzden elimizdeki Mushaf, Mekke-Kureyş şivesinin imlası ile yazılıdır.

Böylece bütün metinler toplanarak bir araya getirilmiş ve halife Osman'ın vezirine teslim edilmiştir. Daha sonra vezir ve belirlerdiği kişilerce Kur'an-ı Kerim'in asli nüshaları devletin 4 eyaletine gönderilmek üzre 4 nüsha yazılmıştır. Zeyd b. Sabitin katkılarıyla ortaya koyduğu bu asli nüshaya "İmam Mushaf" adı verilmiştir. Abdullah b. Mes'ud'un teklifiyle iki kapak arasında "İmam Mushaf" üzerinde yapılan danışma ve görüşmeler sonucunda bunun üzerinde her hangi bir noksanlık görülmemiş ve güvenirliği konusunda ittifak sağlanmıştır.

Böylece Kur'an her hangi bir tahrifata uğramadan "Mushaf" haline getirilerek aynı mushaftan çoğaltılan mushafların ana kaynağını teşkil etmiştir. Mushaf adı Yemen'li Arap olmayan Abdullah bin Mes'ud'un teklifi ile Habeşçe Mişhaf kelimesi olarak kabul edilmiştir. Ömer devrinde Kur'an öğretimine hız verildi. Gerek Medine'de gerekse sınırları günden güne genişleyen İslam Devletinin diğer merkezlerinde en sıhhatli kaynak olan hafiz sahabilerin öğretmen ve gözetmenliğinde pek çok hafız yetiştirilmiştir. Fakat zamanla fetihlerin hız kazanması ve yeni fethedilen yerlerde ortaya çıkan kavim ve kabilelerin müslüman oluşu farklı şive ve lehçelere göre okuyuş ayrılıklarını ortaya çıkarmıştır.

Bu durum M.648'de Ermenistan ve Azerbaycan fethinde Şamlı ve Iraklı askerlerin yan yana gelmesi ile farklı okuyuşların su yüzüne çıkmasını sağladı. Bu tartışma ortamının daha fazla büyümesine engel olmak için Huzeyfe b. Yeman, Halife Osman'a başvurarak bu durumun düzeltilmesini, ihtilafın ortadan kaldırılmasını istedi. Bunun üzerine Halife Osman, Muhammed peygamberin diğer ashabı ile de istişare ederek, İslam dünyasında yalnızca Ebu Bekr'in emriyle derlenmiş olan onaylı Kur'an mushaflarının kullanılmasını ve bir başka lehçe yahut ağız ile yazılmış tüm diğer nüshaların kullanılmasının yasaklanmasını kararlaştırdı.

Osman bir önlem olarak da gelecekte herhangi bir kargaşa yahut yanlış anlamaya meydan vermemek için başka tüm yazılı nesneleri yaktırarak ortadan kaldırma yoluna gitti. Ebu Bekir zamanında yazıları İmam Mushaf, Ömer'in ölümünden sonra kızı ve Muhammed peygamberin hanımlarından olan Hafsa'ya geçmişti. Bu nüsha Hafza ölünce vali Mervan bin Abdülhakem tarafından imha edildi.Osman zamanında çoğaltılan mushafların yedi nüsha olduğu söylenir (Muhammed Hamidullah, a.g.e., II, s.763). Bunlar Medine, Mekke, Şam, Kufe ve Basra'ya gönderilerek müslümanlar arasında çıkabilecek farklı okuyuşlar önlenmiş oldu. Hatta Ali'nin Osman için "Eğer Osman Kur'an'ın tek kitap halinde toplatılarak çoğaltılması işini yapmasaydı ben yapardım" dediği bilinmektedir.

Osman tarafından değişik vilayet merkezlerine gönderilen nüshalar asırların geçmesiyle kayboldu. Günümüzde halen onlardan bir tanesi İstanbul Topkapı müzesinde; bir diğer tam olmayan nüshası Taşkent'te bulunmaktadır. Çarlık Rus hükümeti onun faksimile ile reprodüksiyonunu (fotoğraf veya fotokopi ile tam kopyasını) yayınlamıştır. Şu anda dünyanın her yanında okunmakta olan Kuran'larla Topkapı ve Taşkent'teki mushaflar arasında Kur'an'ın Osman'ın emri ile Mekke-Kureyş şivesiyle yazılması yüzünden kısmi şive farkları, imla farkları, harflere nokta konması, ünsüzleri okutan ünlüler /harekeler konması dışında fark yoktur.

Ebu Bekr'in (ö. 13/634) halifeliği sırasında Kur'an-ı Kerim toplanıp iki kapak arasında kitap haline getirilince, uygun bir isim aranmış, Abdullah b. Mes'ud'un (ö.32/652) "Habeşistan'da bir kitap gördüm, ona Mişhaf, Mushaf adını vermişlerdi" demesi üzerine, halife tarafından bu isim uygun bulunmuştur (Celaleddin es-Süyuti, el-İtkan fi Ulumi'l-Kur'an, terc. Sakıp Yıldız, H. Avni Çelik, İstanbul 1987, I, 124). Mushaf; sayfalardan meydana gelmiş kitap anlamına gelir.

Kur'an-ı kerim'in düzeni

Kur'an yaklaşık 23 yılda parça parça indirilmiştir. 13 yıl kadar süren Mekke döneminde inen ayet ve sureler daha çok İslam inanç ve ahlakı ile ilgili konuları kapsar. Allah'ın birliğine, meleklere, peygambere, kitaplara ve ahiret gününe iman gibi. Âdem'den beri gelen tevhid inancı işlenir. Allah'a ortak koşma ile mücadele edilir ve kıyamete değin Allah'a ortak katan mü'min-müslim-kafirlere tevhid inancından ayrılmış olan atalarının bu yanıldığı söylenir.

Kur'an-ı Kerim'in, Âdem'den itibaren devam eden vahiy zincirinin devamı olduğu açıklanır:"Biz var ya Biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen nebilere/peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, Esbat'a/Sıptlar'a, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a Zebur'u verdik" Medine'de inen ayet ve surelerde daha çok hukuk kuralları yer almıştır. Aile ve devletin tanzimi, insanların birbiriyle veya devletle olan ilişkileri, anlaşmalar, barış ve savaş durumları bu ayetlerde açıklanır.

M.S. 622 tarihinden itibaren Medine'de bu hükümleri uygulamak için yeterli güce sahip Muhammed yönetiminde bir İslam Devleti oluşmuştu. Allah hafiften ağıra doğru bir yol izleyerek hükümler gönderiyor, resulüllah ve ashabı bunları geciktirmeksizin uyguluyordu. Kur'an dilini bilmeleri, namazlarda, mescid içinde ve dışında okunan sure ve ayetleri anlamalarını kolaylaştırıyordu.

Bu devrin özelliği; iyi ve yararlı olanı almak, kötü ve zararlı olanı kaldırmak şeklinde özetlenebilir. Yükümlülükler birden ayrıntılarıyla gelmemiş, zamanla tamamlanmıştır (bk. Bakara, 2/219; Nisa, 4/43; Maide, 5/90-91).Kur'an'ın parça parça gelişi uygulamayı kolaylaştırıyordu. Bu sayede gelen ayetler kolayca ezberlenebiliyordu. Ayetlerin olaylar üzerine inişi, tam ihtiyaç sırasında gelişi, toplumda gerekli etkiyi göstermesine yardımcı olmuştur. Bu yüzden, ayetlerin iniş sebepleri ( esbab-ı nüzul) Kur'an tefsirlerinde önemli bir yer tutar.

Nesilden nesile nakli

Kur'an'ı gerek Mekke ve gerekse Medine döneminde peygamberden bir vahiy katipleri grubu yazmış ve bu yazılanları sahabeden bir topluluk ezberlemiştir. Tevatür yoluyla nakil ve nakledilenlerin doğruluğu konusunda İslam bilginleri arasında hiçbir görüş ayrılığı yoktur. Bu prensip gereğince Ebu Bekir'in halifeliği sırasında Kur'an toplanırken tevatür derecesini bulmayan, Abdullah b. Mesud'un kendisinin daha iyi anlaması için açıklayıcı olarak koyduğu bazı ifadeler komisyonca metne eklenmemiştir.

Örneğin "Bunları yapma imkanını bulamayan kimsenin üç gün oruç tutması gerekir." ( Maide, 5/89) ayetinin devamındaki "mütetabiat" (peşpeşe) ilavesi Kur'an'a eklenmemiştir. Yine Abdullah b. Mes'ud'un annelerin nafakası ile ilgili: "Mirasçı da (yukarıda) belirtildiği şekilde (nafaka ile) yükümlüdür." ( Bakara, 2/233) ayetindeki mirasçı hakkında "zi'r-rahimil-mahrem" (evlenilmesi yasak olan yakın hısımlardan olan) şeklinde ilave taşıyan kıraati de Kur'an'dan sayılmaz.

Tevatür derecesine ulaşamayan bu gibi kıraatlerin hukukçular için delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda görüş ayrılığı vardır. Hanefilere göre, bu kıraat şekillerini nakleden sahabe bunu ya Muhammed'den işitmiştir veya kendi görüşü ve ictihadı olarak ifade etmiştir. Bunun, en azından Allah'ın kitabını tefsir için varid olmuş bir sünnet olduğu açıktır. Sünnetin hüküm kaynağı olduğunda ise şüphe yoktur.

İşte bunun bir sonucu olarak Hanefiler yemin kefareti olarak tutulacak orucun peş peşe üç gün tutulmasını gerekli görürler Şafii, Maliki ve Hanbelilere göre ise, mütevatir olmayan kıraatler ne Kur'an ve ne de sünnet sayılmaz ve hüküm çıkarmada delil olarak da kullanılamaz. Zekiyuddin Şa'ban, a.g.e., s.47, 48 İslam'a göre Kur'an yalnız Araplar için değil, yeryüzündeki tüm insanları doğru yola iletmek için gelmiştir: "Seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik" ( Enbiya, 21/107). Bu özelliği Kur'an'ın i'caz yönlerinin de evrensel olmasını gerektirir.

Sözlükte "kuran" ne demek?

1. İslam dininin temel ilkelerini, hz. muhammet'e gönderilen tanrı buyruklarını içeren, müslümanlığın temel kitabı, kelamıkadim, mushaf.

Kuran kelimesinin ingilizcesi

[Qur'an] n. Koran, Alcoran, Quran, sacred book of the Muslims which serves as the foundation for the Islamic religion
n. draw
n. builder, constructor, one who builds

Son eklenenler